Elveda otuzlu yaşlar…

Dün (Eylül,27) benim doğumgünümdü.
 
Otuzlu yaşlara veda ettiğim ama halen daha otuzlarda hissettiğim bir gündü. Hiçbir zaman yaşımı sorgulamadım belkide sorgulamaya vaktim olmadı ya da sorgulamak istemedim… Haa bir dakika. Yalan olmasın. Yirmili yaşlardan otuzlara geçerken bir ara sanırım stres olmuştum, daha doğrusu bir korku sarmıştı içimi diye hatırlıyorum. O da şimdi yazarken aklıma geldi, demek ki o kadar da korkunç değilmiş :)).

 

Bu şekilde sorgusuz hissetmemde sanırım ailemin etkisi büyük. Hareketli, yoğun bir hayatım var aslında. 3 oğlumuzla zaman akıyor ve bir bakıyoruz pazartesi bir bakıyoruz cuma olmuş. Aslında herkesin öyle değil mi? Yoğun iş temposunda hele ki bu zamanda anı yaşayamıyoruz bile çoğu zaman. 

 
Aslında ben biraz daha şanslıyım şu an. 15 yıllık kurumsal hayattan sonra hiç ummadığım bir şekilde başlamış olduğum fotoğrafçılık mesleğimde en azından kendi zamanımı az da olsa kendim yönetebiliyorum. Bir diğer deyişle kendimin patronu benim. Dolayısıyla zamanı kendim istediğim doğrultuda yönetebiliyorum işim elverdiği müddetçe. Doğum fotoğrafçılığı bir nevi doktorluk gibi. 7/24 telefonun açık ve beklemede olman gerektiği için (normal doğum çekimleri için) zamanın biraz kısıtlanabiliyor ama kurumsalda çalışmak gibi değil asla. Bu yüzdendir ki  39 yılın son 3 yılı çocuklarımla daha çok beraber olduğumdan tempom daha da arttı ve sanırım bu tempo bana daha fazla enerji verdi ve belki de o yüzden Demir’ime hamile kaldığımı öğrenip Dr.’uma gittiğimde yapmış olduğumuz konuşma da ” … 39unda doğurmuş olacaksın” dediği vakit şöyle bir düşündüm ve o an yaşımı ilk kez telaffuz ettim ” Ne? 39 mu? O kadar olmuş muyum yaa? “
 
39 yıla bayağ bir şeyler sığdı. En önemlisi büyük bir aile olduk. 5 ay önce doğan Demir’imiz ile birlikte kuvvetli olan aile bağlarımız daha da bir kuvvetlendi ve ben sanki ruhen 4-5 yaş daha gençleştim. Daha mutlu, daha enerjik ve daha sevgi dolu hissediyorum. Öylede olmak zorundayım aslında. Yoksa nasıl başederim bu veletlerle 🙂
 
Zaten önemli olan da insanın kendisini hangi yaşta hissetiği değil midir? 
 
Hayat enerjin eksilmediği müddetçe, 
70 yaşında bir genç olabilecekken 40 yaşında bir yaşlı olmamaya gayret gösterirsen, 
Yaşlanmaktan korkmazsan, 
Enerjini alan değil, sana enerji veren insanlarla arkadaşlık edersen,
Çocuklarınla çocuk olup, onlarlayken çocukluğuna dönebiliyorsan,
İşini işde bırakmayı başarabiliyorsan,
Hareketli olmaktan kaçmıyorsan,
Doğru insanlarla beraber isen,
Kendinle başbaşa kalmayı becerebiliyorsan,
Seviyorsan
Seviliyorsan, 
Karşındakine sevdiğini söylemeyi becerebiliyorsan,
Kalbini dinliyorsan,
Yüzündeki çizgileri görmezden gelip,
İçinden geldiğince kahkahanı atmayı başarabiliyorsan
 
Boşver be arkadaş, BOŞVER BE YAŞI BAŞI…
 
BOŞVER BE YAŞI BAŞI !
Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
Sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
Büyü büyü…
Bak ellerin ayakların kocaman.
Aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
Boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
Takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin…
Parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin…
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna…
Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa…
Yaş 70’e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
Sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

 

(Bir çok yerde Can Yücel diye geçer ama aslında Sibel Bengü’ye ait bir şiir…)
 
Yeni yaşıma kadar hayatımın bir yerlerinden girip bu zamana kadar benimle olmuş, yeni yaşımla beraber de olmaya devam edecek olan tüm  sevdiklerime; aileme, arkadaşlarıma, can dostlarıma yanımda oldukları için teşekkürü bir borç bilirim. iyi ki varsınız.
Sevgiyle kalın.
Didem
kuzenim Tuba ile …

Bir Cevap Yazın